Prof. Dr. Ali Muhyiddin el-Karadaği'den Virüs, Cuma Namazı ve Diğer Fetvalar

Prof. Dr. Ali Muhyiddin el-Karadaği'den Virüs, Cuma Namazı ve Diğer Fetvalar

HABER TARİHİ: 20 Mart 2020
395 Kişi okudu

 

 YAZAN: PROF. DR. ALİ MÜHYİDDİN EL-KARADAĞİ

 TERCÜME: YAKUP UÇAR

 

Yeni başlayan bulaşıcı "Corona Virüs" hastalığı yayılması ile ilgili hükümler hakkında ki detaylı fetva.

(Covid- 19)

(Bu fetva) Dünya Müslüman alimler birliği genel sekreteri olan Şeyh Ali Mühyiddin el-Karadaği'dendir.

Yeni virüs (Corona virüsü) ile muamele etme hükmüyle ilgili sorular çoğaldı, bu da neredeyse hızlı yayılmasıyla birçok kişinin hayatını tehdit eden bir salgın haline geldi.

 (Korona Virüs) yayılması korkusundan dolayı Camileri kapatmanın ve cuma ve cemaat namazlarını terk etmenin hükmü nedir?

Bu bulaşıcı vebalar ve hastalıklar hakkında müslümanlardan istenilen durumlar ve dualar nelerdir?

Üstadın buna cevabı:

Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd ve âlemlere rahmet olarak gönderilen peygambere ve Ailesine ve ashabına salât ve selâm olsun, daha sonra;

BİRİNCİSİ:

Bu bulaşıcı vebalar ve virüsler Allah'u Teala'nın takdirinden ve Allah'u Teala'nın kudretini, istediği kişileri en zayıf ordusuyla helak etmesini gösteren kessin delillerdendir, (Allah’ın ordularını ancak O bilir)(Müddesir 31).

O vebalar Allah'ın müslüman ve ğayri müslümanlardan istediği kişiye isabet ettirdiği ve istediği kişileri de onunla edeplendirdiği kanunlarından olduğu gibi, fakat o veba'ya yakalan mümin ve ona sabreden kişiye şehid sevabı vardır,

İmam Buhari sahihinde;

Âişe radıyallahu anhâ’dan rivâyet edildiğine göre, kendisi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e tâun hastalığını sormuş, o da şöyle haber vermiştir: “Tâun hastalığı, Allah Teâlâ’nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptı. Allah onu mü’minler için rahmet kıldı. Bu sebeple tâuna yakalanmış bir kul, başına gelene sabrederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek bulunduğu yerde ikâmete devam eder ve başına ancak Allah ne takdir etmişse onun geleceğini bilirse, kendisine şehit sevabı verilir. rivayet etti.

İKİNCİSİ:

Şüphesiz İslam dini bize iki şeyi vacip ediyor:

1) Allah'a hakkıyla tevekkül etmek, her şeyin Allah'ın takdiri ve kudreti atında olduğuna inanmak ve (Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmeyecektir. (Tevbe:51) )

2) İkinci durum ise, sebeplere tutunmak/dayanmak, o sepeplerden: Korunma, tedavi, karantina ve tüm yetkili sağlık otoritelerinin gerekli kıldığı (önlemlerdir), bu da Hz Ömer'in Şam'a veba hastalığının girdiğini bildikten sonra Şam'a girmeyi yasaklama duruşunu açıklıyor. Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra):  -Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun? diye sordu. Hz. Ömer (ra): Evet, Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz, dedi.

İşte bu "Terazi Fıkhı"nın gerçeğidir,

 (Terazinin) bir kefesi(sağ kanat) Allah'a olan güçlü iman üzere kurulur,

Terazinin ikinci kefesi(sol kanat) ise bütün meşru sebeplere tutunma üzere kurulur, çünkü bunu emreden Allah-u Teâlâ dır.

ÜÇÜNCÜSÜ:

Şüphesiz Ta'un bilinen bir hastalıktır,

Dilcilerin de anlattığı gibi (Ta'un) Daha genel olan salgınlardandır,

 (Dilcilerin) başında gelen Halil b. Ahmed: Veba, Ta'un'dur, der.

Veba, genel olan bütün hastalıklara (denilir),

Ne zaman(bir yerin) hastalığı çok olursa "Köy halkına şiddetli bir salgın isabet etti ve "Salgın yeri/ülkesi" denilir...

DÖRDÜNCÜSÜ:

Bu vebaların azap olduğunda hiçbir şüphe yoktur. Daha doğrusu Allah onu gökten inen bir azap(الرجز) olarak isimlendirmiştir. Zira "Ricz" lafzı Kur'an'ı Kerim'de on defa tekrarlanmıştır. Bu yerlerden biri, Sebe süresinin 5'inci ayetinde Allah mealen şöyle buyurmaktadır: "Ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışırcasına uğraşanlar için de, en kötüsünden elem verici bir azap vardır." Yani : Allah'ın ayetlerini iptal etmek için bütün çabalarıyla çalışan bu inatçı zalimler, ayetleri aciz bırakabilmeye güç yetireceklerini, onların üzerine galip olmayı zannediyorlar ve Allah'ın kudretini geçmeyi istiyorlar. İşte onlara acı verici bir azap vardır. Bazıları, 'ricz ' lafzını dünya ve ahirette ki acı verici genel vebalar ile açıklamışlardır.

Bununla birlikte azap, indiği zaman zalimlerin dışındakileri de kapsaması Sünnettüllah'tandır(Allah'ın kanunu). Çünkü Allah Teâlâ Enfal süresi'nin 25'inci ayetinde mealen şöyle buyurmaktadır: " Öyle bir azaptan sakının ki sizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz." Aynı zamanda vebalar da yayıldığı zaman zalim, kâfir ve mümin arasında fark bırakmamasıda sünettüllah'tandır. Hatta müminlerin şer'i, tıbbi ve akli tüm sebeplere tutunmaları gerekir.

BEŞİNCİSİ:

İslam dini, salgın hastalığı(öldürücü Virüsler) ortaya çıktığında bir takım önemli talimatları vacip kılmıştır:

1-Karantina: yani, Ta'un veya salgın hastalığının girdiği ülkeden/şehirden çıkmanın ve girmenin caiz olmadığıdır, İmam Müslüm'ün sahihinde gelmiştir ki, Peygamber (sav) şöyle buyurmaktadır: " Ta'un(bulaşıcı hastalık) Allah'u Teala'nın kullarından bazı insanları mübtela kıldığı azap işaretidir, o halde bir yere bulaştığını/girdiğini duyduğunuzda oraya girmeyin ve ne zaman olduğunuz yere girmişse/bulaşmışsa ondan kaçmayın."

Selef Alimlerimiz bu Karantina hakkında bazı hikmetler zikretmiştir, o (hikmetler):

Hastalığın yayılmaması için dışarı çıkmanın önlenmesi, aksi halde başkalara eziyet etmeye sebep olur ve başkalara eziyet ettiği için günahkar olur,

Peygamber (sav) buyuruyor ki: " Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur." (İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta’, Akdıye, 31.)

İnsanların başkalarına ne dininde , ne bedeninde, ne aklında, ne malında, ne de hiçbir şeyde zarar vermeye sebep olması caiz değildir, ister başkalara verilen zarar maddi olsun isterse manevi olsun, hatta selef âlimleri enfeksiyonun yayılmasına neden olan kişilerin yasaklanmasını vurguladılar.

Kendisini tehlikeye veya helaka/ölüme neden olan şeye atmanın haram olduğu için bulaşıcı hastalığın olduğu bölgeye girişin önlenmesi, Çünkü bedeni, sağlığı ve zihni koruma Şeriatın gerekli en önemli amaçlarındandır.

O vebayı(virüsü) taşıyan kişilerin soluğunu koklamamak.

 

Tüm tıbbi koruma araçları ile tedavi olan kişiler dışında enfeksiyon korkusundan dolayı hastalara yakın olmamak,

Zira Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Arslandan kaçar gibi de cüzamlıdan kaç ",

 (yukarıda belirtilen hadis) "Hastalığın (kendiliğinden) bulaşması da yoktur." hadisiyle çelişmiyor,

Çünkü o hadisle kastedilen şudur: Cahiliye halkının düşündüğü şekilde bulaşıcı hastalığın fiilini Allah'ın dışına nisbet etmesi değildir,

Bu durumlar kendiliğinden ve doğası gereğiyle bulaşır, bu, inanç, Allah'a iman ve ortak koşmama terazisindendir. Bulaşıcı hastalıklardan kaçmaya gelince; o, Allah-u Teala'nın takdiri ile etkili olan sebepler terazisindendir, bu manayı vurgulayan başka sahih bir hadis ise bu lafızladır: " Hasta eden/hastalık bulaştıran kimse sağlıklı/hasta olmayan kimsenin yanına hazır olmasın/gelmesin" .

Endişe ve telaş etmeksizin durumu Allah'a ısmarlayarak ve hakkıyla Allah'a tevekkül ederek Dikkat, tedbir ve helak eden sebeplere maruz kalmamak zorunluluğunu (elden bırakmamak gerekir.)

İbn-i Esir "El-kamil fi-tarih" adlı eserinde (şunu) zikretmiştir: " Âmvas şehrinde müslümanlara Ta'un hastalığı isabet ettiğinde Âmır bin el-'Âs onlarla dağlara çıkıp onları guruplara ayırıp ve birbirine karışmalarını yasakladı, Ta'un hastalığı bulaşan kişiler şehid olana kadar o guruplar bir süre dağlarda kaldılar ve sonra geri kalan kimselerle şehir'e döndü." İşte bu da, o zaman mevcut olan karantinadır.

Bu alanda İslam dininin en önemli talimatları; kişinin kendisini tedavi etmesi ve toplum ve devletin bu hastalıkların tedavisi için özellikle bulaşıcı hastalıkların tedavisi için bütün imkanlarını kullanmaya çaba etmesinin vacip olmasıdır, kendisini o hastalıklardan tedavi etmeyen kimseler ise "Çağdaş Tıbbi meseleler fıkhı" adlı eserimizde zikrettiğimiz birçok açık delile göre o kimse günahkardır.

 (İslam'ın talimatlarından, bu virüse yakalan kişilerin ) vacip bir şekilde açıklaması (yani; kendilerinin bu hastalığa yakalandığını söylemesi), öyleki; bu vebanın kendisine isabet ettiği hisseden ya da salgın hastalığın olduğu çevrede olup sonra mecburi olarak çıkan herkesin yetkili idarelere içinde olduğu durumu söylemesi gerekir, bunu gizlediğinde iki günah işlemiş olur; 1)yalan, gizleme, aldatma günahı, 2) ve başkalara zarar verme ve bulaşıcı hastalığın yayılma günahı, ondan dolayı (o hastalığı gizleyen kişiden dolayı) her kime bu hastalık isabet ederse onun günah ve düşmanlık miktarı katlanır, peygamber (sav), buyuruyor ki: " Müslüman o dur ki; müslümanların onun dilinden ve elinden sağlam kaldığı kişidir." Gerçek müslüman, kendisi için istediğini kardeşi için de isteyen ve kendisi için istemediğini kardeşi için de istemeyendir.

ALTINCISI:

Bulaşmaktan ve bu hastalıklardan korkmak;

İslam fıtrat dinidir, bunun için İslam dini, kişi Allah'ın yegane yaratıcı olduğuna inandığı sürece bu ve benzeri hastalıklardan korkmasından yasaklamaz , her bir şey için bir sebep kılımıştır, hatta ( bu gibi durumlarda) korkmak vaciptir.

Hafız Münavi buyuruyor ki: " Vücudumuz için hastalık ve illetlerden dolayı cüzamlı kişiden korkmak da bunlardandır," hadiste de belirtildiği gibi "Arslandan kaçar gibi de cüzamlıdan kaç ", Nefisleri, cisimleri , azaları, malları ve ırzları bozgunculuğa yol açan sebeplerden korumak vaciptir.

İbn-i Mace'nin Sünen'inde rivayet ettiği hadis (Bu hastalıklardan) korkmanın meşruluğuna belki de vacipliğine delalet eden sebeplerdendir, Sekif heyetin de cüzamlı bir adam vardı, peygamber (sav) ona elçi göndererek: " Dön, seninle biatlaştık," dedi.

Yine de yemekleri ve içecekleri bozan herşeyden korumasına, kapların kapatılmasına, üstü açık yemeklerin üstü kapatılmasına ve korumasına, tedavinin vacipliğine, elleri ve ağızları yıkamaya ve yollarda, ağaçların altında ve etkisi başka kişilere ulaşan yerlerde işemenin ve dışkılamanın haramlığına delalet eden bir çok hadis tedbir ve dikkat etmenin vacipliğine delalet ediyor.

Bu din, iç ve dış temizliğin dinidir, ayette belirtildiği gibi: " Elbiseni temiz tut", Allahu Teala buyuruyor ki: " Şüphesiz Allah tövbe edenleri ve temizlenenleri seviyor", işte bunun için İslam dini abdeste, boy abdestine, evlerin, avluların ve dışındakilerin temizliğine önem veriyor.

Bunlardan biri de Müslim'in Ebû Zerr'den rivayet ettiği hadistir. Ebû Zerr'in dediğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Ümmetimin iyi ve kötü amelleri bana gösterildi. (gelip geçenleri rahatsız eden) eziyetlerin yollardan kaldırılmasını iyi amelleri arasında, mescitlerde temizlenmeden bırakılan balgamın da kötü amelleri arasında olduğunu gördüm."

YEDİNCİSİ:

Bu veba hastalığından dolayı terk etmesi caiz olan şeyler:

Hiç şüphesiz ki Allah-u Teâlâ dinin, canın ve diğerlerinin korunmasını (akıl, mal ve nesil) ve gelişmesini kendi yasasının en önemli amaçlarından yapmıştır. Bu yüzden asıl olan, her iki meseleyi birlikte ve uyumlu bir şekilde ihtilaf olmadan sürdürmektir. Bedenimiz, aklımız ve diğerlerinin korunma ihtiyaçlarını muhafaza etmesi üzerimize zorunlu olduğu gibi dini görevlerimizi de yerine getirmemiz gerekir. Bununla birlikte bazen görevleri tam yapmada sorun meydana gelebilir. İşte tamda burada Allah'ın lütfu, kullarına olan merhameti, zayıf oldukları için onun yardımı gelir. Bundan dolayı ya bazı ibadetlerin bırakılmasında müsamaha eder ya da farz veya vacip olanlardan vazgeçer. Zorlama anında küfürle telaffuz etme ruhsatı bu kısımdandır. Allah-u Teâlâ bununla ilgili Nahl süresinin 106'ncı ayetinde mealen şöyle buyurmaktadır: "kalbi imanla dolu olduğu halde dinden dönmeye zorlanan hariç."

Bu ve diğer ayeti kerimelerde ve peygamber efendimizin hayatından çıkarılır ki, korku; şartlar yerinde olduğunda bazı farzları ve vacipleri terk etmede makbul bir özür olur. Bizim konumuzla alakalı olan aşağıda belirtilenler dir:

1-Namaz kılan kişilerin arasında bu vebanın yayılma korkusu için Cuma ve cemaatin terki;

Fıkıhçılarımız, Cuma ve cemaat namazlarını terk etmek için korkunun makbul özürlerden olduğunu zikretmişler.

Korku üç kısımdır:

a) Kişi, kendisinin helak olmasına, bedenin bazısının yok olmasına, kendisine saldırılmasına, kendisine eziyet edici bir darbe vurulmasına, kaçırılmasına, esir olmasına veya yırtıcı hayvanların saldırısına maruz kalmasına korkması(dır), bu halde bu gibi durumlara maruz kaldığı camilere gitmeyi terk edebilir.

b) Cuma veya cemaat namazını eda etmeye gittiğinde malını kaybetmesinden korkması, hata fıkıhçılar, kişinin yırtıcı hayvanlarının onun bineğini yemesinden veya ona benzer şeylerden dolayı cumayı terk edebileceğini söylemişler.

c)Kişinin ailesi ve çocukları üzerine korkmasıdır, evinde çocuk olup da bakacak kimsenin bulunmaması, o da çocuğuna eziyet veren şeye maruz kalmasından korkması, veya şayet ki cuma namazını kıldığında o bulunmadığı vakitte akrabasına yardım etmeksizin şehadet kelimesini telkin etmeksizin akrabasının ölmesi ve buna benzer durmlar gibi...

Muteber deliller,cuma namazının vacipliğini insanların nefislerine ,ailelerine ve mallarına zarar olmamasına bağlı olduğunu sağlamıştır. Allah'u Teâlâ'nın şu sözü: "(Allah), dinde sizin üzerinize hiçbir zorluk kılmamıştır." Ve şu sözü de: "Allah size kolaylığı ister, size zorluğu istemez." Bu kısımdandır.

İbn-i Kudame diyor ki " peygamber (sav)'in şu sözünden dolayı: " Kim müezzini duyupta ona tabi olmaktan bir özür alıkoymassa ," sahaber dediler ki : özür nedir? Peygamber (sav) buyurdu:"korku veya hastalıktır", korkan kimse Cuma namazını ve cemaatı terk etmede mazur görülür.

Geçen bilgilere binaen, "Corona hastalığı veya Covid-19 " gibi bulaşıcı hastalıklar yayıldığında cuma ve cemaat namazını terk etmek caizdir, çünkü o korkutucudur, fakat bu da ,kuru bir vehim olmamakla korkunun bulunmasına bağlıdır; Çünkü vacibin terki ancak zannın üstün gelmesiyle, yetki sahipleri ve uzman kişilerin talebiyle caizdir.

Camileri kilitlemeye gelince; bana göre vebanın yayılması ve yetkili makamlardan bunun hakkında bir emir yayınlamanın dışında caiz değildir,

Buradaki ölçü, hükümet veya sağlık yetkililerin okulları veya camileri kapatma emirlerinin yayınlamasıyladır.

O zaman, kendisinde vebanın yayılma korkusu olan şehirlerin ve bölgelerin camileri ve o şehirlerde kapatma emri yayınlanan camileri de kapatılması caizdir.

Okulları ve camileri kapatılmayan Geri kalan bölgelere gelince, camileri ve okulları açık olması vaciptir.

Bu vebadan dolayı Hac ve umreyi yasaklamak:

Bildiğim kadarıyla tarih, hac farizasını mutlak bir şekilde Ta'un ve benzeri vebalardan dolayı durdurduğunu kaydetmemiştir,

Fakat bazı ülkelerde bazı zamanlarda Ta'un ve vebadan dolayı Hac farizasına ara verildiği gibi , Karmatilerlerin çirkin hükümleri esnasında birkaç yıl hac farizasını yasakladığı için ara verildi,

Hatta ki İbn-i Kesir "El-Bidaye ve El-Nihaye" eserinde Hicri 357 yılının olaylarını şöyle ifade ediyor: "Mekke'de ukde hastalığı(Ta'un) yayıldı, birçok kimse o hastalıktan dolayı öldü ve Mekke'de olan hacıların develeri yolda sussuzluktan dolayı öldüler, onlardan az kişi dışında Mekke'ye varmadılar hatta hacdan sonra onlardan Mekke'ye ulaşan çoğu kişi de vefat etti."

Miladi 2019 yılında "Domuz gribi"(H1 – N1 ) yayıldığında hac farizasını yasaklayan bazı fetvalar ortaya çıksa da, suudi arabistan krallığı konuyu fıkhi ve tıbbi boyutunu iyice araştırarak tehlikenin mutlak/kessin veya mevcut olmadığına vararak hac farizasını yasaklamadılar, fakat teknik ve ilmi önlemleri sıkı yaparak yaşı büyük, hasta ve benzerlerinin haca gelmemesini istediler.

Hicri 1441(miladi 2020 Şubat) yılında önleyici tedbir olarak Corona vebası ve yayılmasından ötürü belli olmayan bir süreye kadar umre yasaklanması hakkında bazı emirler yayınlandı.

Hicri 1316 yılında Fransa istihbaratı tarafından "Kolera" hastalığının yayılmasından ötürü hac yasaklanma girişimi yapıldı;

Hac süresi sömürgeciler ve işgalciler için tehlikelidir, çünkü bütün hacılar; alimlerle, İslam düşünürleriyle ve İslam üniversitesi davetçileriyle karşılaşırlar,

Bunun için, Fransa istihbaratı müslümanları kendisine bağlı sömürgeci halkın kolere hastalığına yakalanma korkusu iddiasıyla hac'a gitme yasaklaması girişiminde bulundu,

Muhammed Reşid Rıza efendi Mısır ülkesinin konumunu şöyle diyerek zikretti: " Mısır'da bakanlar kurulu, insan sağlık kuruluna göre zaruri bir şekilde vebayı Hicaz ülkesinden Mısır ülkesine taşımayı engellemek için hacı yasaklama emri hakkında müzakere etmek için özel bir şekilde toplantı yaptılar,

Hac yasaklaması dinin temel bir rüknü olduğundan bakanlar kurulu âlimlerden fetva aldıktan sonra (hac'ın yasaklamasına) hükmedebilir,

Bundan dolayı bakanlar kurulunun başkanı bakanlar kurulunun, Mısır'n hoşgörü sahibi olan kadısı, fazilet sahibi olan Ezher Şeyhi, Mısır ülkesinin müftüsü, Hakkaniyet müftüsü olan Şeyh Abdurrahman Nevavi ve geçen ilim meclis başkanı olan şeyh Abdülkadir Er'Rifa'inin toplantısında bulunmayı talep etti.

Bu alimler bakanlar kuruluyla müzakere ettiler, meclisten ayrıldıktan sonra toplanıp ve bu fetvayı yazıp meclis kuruluna göndermek için icma ettiler, o fetva harfiyyen şöyledir: " Bir olan Allah'a hamd olsun. İmamlardan hiçbiri Hicaz ülkesinde hacı eda etme şartlarından genel hastalığın olmamasını zikretmemiştir, o şartlarda hacın vacipliğini yerine getirmeye güç yetiren kişilere hac'ın yasak olmadığını bulmuşlar.

Böylece bu hastalık bulunmasıyla kişi muktedir olduğunda hac'a gitmek istediğinde ona (hacı) yasaklamak caiz değildir.

Hadiste geldiği gibi bulaşıcı hastalıkların olduğu yere girmenin yasak olmasına gelince , Alimlerimizin sözlerinden istifade edildiği gibi o'na farzı yerine getirme gibi daha güçlü bir delil muhalefet etmediğine mahmuldur.Bu fetvayı Hicri 1316 zilkade ayının 2'sinde yazmıştır. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun, fetva budur Allah daha iyi bilir.

Fakat ağır basan görüş; izdihamdan dolayı hacılara veya bazılarına bu vebanın isabet edip (yetkili uzman kişilerin aracılığıyla) kesin olarak veya şüphe üstünlüğünün mevcut olmasıyla veba yayıldığında geçici olarak bozgunculuğu def edecek miktarda hac ve umreyi yasaklamak caizdir,

Fıkıhçılar, yol korkusu olduğunda hac'ı terk etmenin caiz olduğuna ittifak etmişlerdir,

Hatta (hac'ı) yapabilme gücü ancak güvenlik ve emniyet sağlandığında olur,

Bundan dolayı, bulaşıcı hastalıklar; hastalığın bulunması, hac ve umreden dolayı yayılmasından oluşan korku, şüphenin ağır basmasına kaim olmasıyla hac ve umreyi terk etmek için mubah özürlerden sayılır,

Bu da yasaklamaya nisbeten, doktorlardan uzman kişilerin takdir ettiği ve onun hakkında suudi arabistan krallığının yayınladığı karardır,

Hac ve Umre'yi açık bırakma halinde, her ülkede ki uzman kişilerce vebanın çıktığı ülkede bu vebayı bütün hacılara ve umrecilere nakletme korkusu için hacılarını ve umrecilerini hac vazifesini eda etmesini yasaklama takdiri onlara döner.

SEKİZİNCİ:

Dualar ve Allah'a Yalvarma:

Müslüman kişilerin, bulaşıcı hastalıklar bulunduğunda istenilen tıbbi tedaviyi almakla altta gelen duaları çok yapması müstehaptır:

(De ki : Allah'ın bize yazdığı şeyin dışında hiçbir şey bize isabet etmez, O bizim mevlamızdır, müminler Allah'a tevekkül etsinler).

(İsmi anıldığında, yerde ve gökteki hiçbir şeyin zarar vermeyeceği, her şeyi işiten ve bilen Allah'ın adıyla (derse, ona hiçbir şey zarar veremez)), bu duayı üç kere veya daha fazla söylemek, hadiste de geldiği gibi : " kim geçen duayı akşam üç defa okursa sabahlayana kadar ansızın olan hiçbir musipet ona isabet etmez, ve her kim sabah bu duayı üç kere okursa akşamlayana kadar ansızın olan hiçbir musipet ona isabet etmez."

(Ben, yarattıkların şerrinden bütün (mükemmel) kelimeleriyle Allah'a sığınıyorum.) Sahih bir hadiste gelmiştir ki bu duayı okuduğun da "O şey sana zarar vermezdi." (yani, yarattıkların şerleri sana zarar vermezdi.) buyurdu.

İhlas ve Muavvizzeteyn surelerini sabah ve akşam vakitlerinde üç kere okumak, onların müstehap olmasında sabit hadisler gelmiştir.

(Allah'ım! Dünya da ve Ahirette senden afiyet/sıhhat istiyorum, Allah'ım! Dinimde , dünyamda , ailemde ve malımda senden bağışlanma ve afiyet istiyorum, Allah'ım! Ayıplarımı ört, güzelliğimi/korkaklığımı emin kıl, Allah'ım! Önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden beni koru ve altımdan suikast ile öldürülmekten azametine sığınırım.)

(Senden başka ilâh yoktur. Sen her türlü noksanlıktan, eşi-ortağı olmaktan uzaksın. Şüphesiz ben kendine yazık edenlerden oldum.) Bu dua hakkında varid olan hadis : "Herhangi bir şeyde müslüman kimse bu duayla dua ederse duası kabul olunur."

(Allah'ım, verdiğin nimetlerin gitmesinden, verdiğin sağlığın değişmesinden, ansızın cezalandırmandan ve gazabını gerektirecek her şeyden sana sığınırım.)

(Allah'ım! Alaca hastalığından, aklımı yitirmekten, cüzzamdan ve (diğer) kötü hastalıklardan sana sığınırım.)

Kur'an'ı Kerim'in okumasını, zikir, tesbih ve peygamber efendimiz ve onun aile ve ashabına salavatları çok yapmak.

Durum bundan ibaret Allah daha iyi bilir.

Rabbine muhtaç olan Prof.Dr. Ali Mühyiddin el-Karadaği bu makaleyi hicri 1441 yılında hayırlı Recep ayının başında yazdı.

 



ÜYE GİRİŞİ