image
  • 31 Ocak 2019

Fıtrata Uygun Olmayan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dayatması Kabul Edilemez.

Yazar: ESDER

Bunun bir adım ötesi DİN EŞİTLİĞİ olacaktır. İslam’ın ilkelerine uymayan, Peygamberin mücadelesini, savaşlarını, kurduğu devleti, oluşturduğu ümmeti boşa çıkaracak eylemlerdir. Bu konuda Müslüman’a yüklenen misyonu bertaraf etmektir. Bütün bunları yine Müslüman’a Müslüman’ın eliyle yaptırtmaktır. ’’Onlar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız. Öyleyse Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler (dostlar) edinmeyin.’’ (Nisa 89)

Ülkemizde bazı art niyetli çevreler tarafından gündeme getirilen Toplumsal Cinsiyet Eşitliği konusu gündeme getirilmesi bir tahrik mi, bir toplumu yoklama mı bilinmez ama şu an en hafifinden çürümenin daha da derinleşeceğinin ifadesidir.

Her açıdan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği dayatması kabul edilemez. Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde eşitlik ve özgürlük adı altında ülkemiz cinsiyet eşitliğinin dayatıldığı bir mecraya doğru şu an sürükleniyor.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kavramı ideolojik ve politik bir yargı olarak bazı çevreler tarafından özellikle gündemde tutulmaktadır.

Bu konu İslam’ın reddettiği bir alan olduğu gibi kafirlerin kabul ettiği ama yine Allah’ın yarattığı bilim açısından da bir dayanağı yoktur.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği tartışmalarının ülkemizde kadına karşı şiddet ve kadın hakları üzerinden ele alınmaya çalışılmaktadır. Böylelikle haklı bir zemin elde etmeye çalışarak kendi çarpık anlayışlarını topluma kabul ettirmeye çalışıyorlar.

Son günlerde sıkça gündemimize gelen ve toplumsal birlikteliğimize görülmedik yerden darbe vuran bir politikayla karşı karşıyayız. TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ POLİTİKASI.

Birleşmiş Milletler himayesinde gerçekleşen ve Batı merkezli sivil toplum kuruluşlarının ön ayak olmasıyla yapılan bazı zirveler bizi istemediğimiz anlayışları kabul etmeye zorluyor. Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde eşitlik ve özgürlük adı altında cinsiyetlerin ayrımının kabul edilemeyeceği ifade edilerek ülkemiz, cinsiyet eşitliğinin dayatıldığı bir mecraya doğru sürüklenmektedir.

Türkiye’nin gündemine yeniden sokulan bu politika, kısaca toplumun her kesiminde cinsiyet ayrımının kaldırıldığı bir teoriyi barındırıyor. Dünyada kadınların mağduriyetine çare olmak için geliştirilen bu tür politikalar çare üretmek yerine kadınların daha çok mağduriyetine yol açmaktadır.

Cinsiyetsizliği özendiren, kadınlık ve erkekliğin kültürel bir ifade biçimi olduğunu söyleyen, cinsiyet ayrımcılığının kaldırılmasını öngören bu teori asla kabul edilemez. Bu proje, Türkiye’deki Müslüman halkın medeniyet hasılası olarak taşıdığı karı-koca ilişkileri, aile ve kadının mahremiyeti gibi değerleri iğdiş edecektir. Özellikle aile mefhumunun ortadan kalkması, bireyin isteklerini özgürce icra etmesi her türlü kötülüğe kapı aralayacaktır.

Yeni nesillerimizin insan fıtratına ters bir anlayışla yetiştirilmesini öngören bu toplum mühendisliği projesi inanç değerlerimize dinamit yerleştirmektedir. Üstelik bu projenin hangi bilimsel verilerle ortaya çıktığı da cevaplanması gereken bir soru olarak önümüzde durmaktadır.

Toplumumuzun kadın ve erkeğe yüklediği rolleri “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” dayatmasıyla yıpratmak, olmadıkları bir forma sokmaya çalışmak, kadın ve erkeğe yapılacak en büyük kötülüktür. Eşitlik kavramının cinsler üzerinden değil, haklar üzerinden ele alınması inancımızın, kültürümüzün ve sosyal dokumuzun bir gereğidir.

Kendi kültürümüze uygun olmayan, cinsiyet eşitliğine dayalı söylemler kadın ve erkeği birbirine karşı rekabete yöneltmektedir. Bu söylemlere dayanan politikalar kadına yönelik sorunları çözmemekte bilakis artırmaktadır. Cinsiyet ayrımcılığının kaldırılmasının yolu kadının erkeklik rollerine yaklaştırılması değildir. Kadın ve erkeğin fıtratı, toplumsal rolleri, görev ve sorumlulukları dikkate alınarak birbirlerini ezmeden ortak bir gelecek inşa etmeleri gerekir.

Yaşam biçiminin İslami normlarla mayalandığı ülkemizde aile içi rollerin fıtrat üzere şekillenmesi gerekir. Eşitlik adı altında üretime sokulan ideolojik çarpıklıkların tümünü reddediyoruz. Dayatmacı ve tahakküm projeleriyle İslami hayat biçiminin dejenere edilerek, batı hayat tarzının dayatılmak istendiğinin farkındayız.

ESDER, toplumun temel taşı olan ailenin kutsiyetini ve devamlılığını vazgeçilmez kabul eder. Aile yuvasının sükûn bulunulan mekânlar olduğunu düşünür. Toplumda hızla yaygınlaşan bireyselleşme yerine kültürümüzde var olan aileyle birlikte yaşamanın önemine inanır.

Faaliyetlerine bu eksende devam eden ESDER olarak, bizden olmayan bir kültürün ürettiği kavramlarla değil, inancımız ve kültürel değerlerimizin süzgecinden geçirdiğimiz doğrularımızla toplumumuzun selamete ereceğine inanıyoruz.

Toplumsal yaşam biçimi, Batı medeniyet perspektifiyle inşa edilirse Müslüman dünya için yıkım getireceğine dikkat çekmek istiyoruz. Bu projenin hayata geçmesinde sorumluluğu bulunan herkesi bu duyarlılığa davet ediyoruz. Sosyal politikalar oluşturulurken insan fıtratının doğasını öne çıkaran İslam Dini referans alınmalıdır.

Leave a Comment

seventeen + seven =